Modern dünyadaki dijital dikkat dağıtıcılar ve kesin teslim tarihi olmayan esnek çalışma modelleri, kronik erteleme (procrastination) alışkanlığını her geçen gün daha da ciddi bir sorun haline getiriyor. Cambridge Üniversitesi'nden sosyal bilimci Dr. Itamar Shatz, kaleme aldığı yeni kitabında erteleme davranışının tembel olmaktan değil, tamamen psikolojik süreçlerden kaynaklandığını vurguluyor. Yapılan araştırmalar, öğrencilerin yaklaşık yarısının ve çalışan yetişkinlerin ise yüzde 20'sinin bu alışkanlığı hayatlarını, kazançlarını ve akademik başarılarını olumsuz etkileyecek düzeyde kronik bir boyutta yaşadığını gösteriyor.
Dr. Shatz, insanların erteleme motivasyonlarını inceleyerek bunları 9 farklı karakter tipine ayırıyor. Bu tipler; hata yapmaktan korkup donup kalan "Endişeliler", başarısız olacağına inanıp hiç denemeyen "Karamsarlar", en kusursuz anı beklerken işe hiç başlayamayan "Mükemmeliyetçiler", hayal kurmaktan eyleme geçemeyen "Hayalperestler", odaklanamayıp sürekli iş değiştiren "Zikzakçılar", otoriteye tepki olarak işi yavaşlatan "Asiler", son dakika adrenalinini seven "Heyecan Arayışçıları", zor işler yerine anlık keyifleri seçen "Hedonistler" ve enerjisi tamamen tükenmiş olan "Tükenmişler" olarak sıralanıyor. Çoğu insan ise bu tiplerden sadece birine değil, birkaçının kombinasyonuna sahip bulunuyor.
Ertelemenin temelinde, insan beyninin acıdan kaçıp anlık hazza yönelme dürtüsü (hedonik prensip) yatıyor. Ancak bu geçici rahatlama hissinin bedeli hem zihinsel hem de fiziksel açıdan oldukça ağır oluyor. Kronik olarak işleri erteleyen bireylerde biriken stres ve suçluluk duygusu; sosyal ilişkilerden kaçınmaya, egzersiz veya doktor randevuları gibi sağlıklı alışkanlıkları aksatmaya neden oluyor. Yapılan bilimsel çalışmalar, sürekli erteleme eğiliminde olan kişilerin kalp hastalıkları ve yüksek tansiyon gibi ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşma riskinin çok daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.
Bu kısır döngüyü kırmak için Dr. Shatz, herkese uyan tek bir reçete yerine her erteleyici tipine özel stratejiler geliştirilmesini öneriyor. Örneğin; "Asi" tipindeki birinin çalışma ortamını otorite baskısını azaltacak şekilde yeniden düzenlemesi, "Endişeli" birinin ise korkularını yazarak somutlaştırması tavsiye ediliyor. Genel olarak ise büyük görevleri küçük adımlara bölmek, dikkati dağıtacak unsurlarla aramıza fiziksel engeller koymak ve mükemmeliyetçi iç sesi susturup "yeterince iyi" olanı kabul etmek, modern çağın bu en büyük zaman tuzağından kurtulmanın anahtarını sunuyor.