Deprem Kaygısıyla Baş Etme Yolları: Akut Travmadan Uzun Süreli Dirence 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri, ülkemizin yakın tarihindeki en derin kolektif yaralardan birini açtı. On binlerce insanımızı kaybettik;…

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri, ülkemizin yakın tarihindeki en derin kolektif yaralardan birini açtı. On binlerce insanımızı kaybettik; milyonlarca insanımız evini, komşusunu, güvenlik duygusunu yitirdi. Aradan geçen zamana rağmen küçük bir sarsıntıda hızlanan kalp, gece yarısı uyandıran kabuslar, çantasını yanından ayırmama isteği ya da uzun süreli bir tetikte olma hâli — bunların hiçbiri "zayıflık" değildir. Bunlar, sıra dışı bir olaya karşı zihnin ve bedenin verdiği olağan tepkilerdir. Bu yazı, deprem kaygısının nasıl tanımlandığını, ne zaman normal seyrettiğini, ne zaman profesyonel destek gerektirdiğini ve günlük hayatta uygulanabilecek kanıta dayalı baş etme yöntemlerini anlatmak için yazıldı. Amacımız ne korkutmak ne de hafifletmektir; gerçek olanı sade, saygılı ve bilimsel bir dille sizinle paylaşmaktır. Kaybedilen her cana saygıyla...
Yazar: Dr. Hamza Gemici, Medikal Direktör — DoktorClub
Yayım Tarihi: Mayıs 2026
Kategori: Ruh Sağlığı
Deprem gibi hayatı doğrudan tehdit eden bir olayın ardından insanın ürkmesi, uyumakta zorlanması, en küçük titreşimde ayağa fırlaması veya günlerce dışarıda kalmak istemesi — bunların hiçbiri "hastalık" değildir. Bu tepkiler, evrim boyunca türümüzü yaşatan ilkel alarm sisteminin doğru çalıştığının kanıtıdır. Sorun, alarm sisteminin uzun süre kapanmaması ve günlük yaşamı işgal etmeye başlamasıdır.
Travma tepkisini bir spektrum olarak düşünmek faydalıdır. Bir uçta akut stres tepkisi bulunur: travmayı izleyen saatler ve günler içinde ortaya çıkan, hatta ilk birkaç hafta süren ürkme, irkilme, kabus, kısa süreli dalıp gitmeler, sürekli haber takibi gibi belirtiler bu kategoridedir. Bunların büyük çoğunluğu profesyonel müdahale gerektirmeden, yakın çevre desteği ve zamanla geriler.
Spektrumun ortasında Akut Stres Bozukluğu (ASB) yer alır. DSM-5-TR'ye göre ASB, travmadan sonra 3 gün ile 1 ay arasında ortaya çıkan ve günlük işlevselliği belirgin biçimde bozan belirtiler kümesidir. Yeniden yaşantılama (intrusive recollection), olumsuz duygudurum, dissosyatif belirtiler (gerçeklik dışılık, kişilik dışılık), kaçınma ve aşırı uyarılma alanlarından en az 9 belirtinin bulunması gerekir. Akut Stres Bozukluğu, bir uyarı ışığıdır; tedavi edilmediğinde TSSB'ye dönüşme olasılığı vardır, ancak her ASB kronik bozukluğa ilerlemez.
Diğer uçta Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) yer alır. TSSB tanısı için belirtilerin 1 aydan uzun sürmesi şarttır. Bazı bireylerde belirtiler aylar, hatta yıllar sonra ortaya çıkabilir; buna gecikmiş başlangıçlı TSSB denir.
Kaygının kendisi de tek tip değildir. Adaptif (uyumlu) kaygı, kişiyi koruyucu davranışa yönlendirir: deprem çantası hazırlamak, aileyle toplanma noktası belirlemek, yapı güvenliğini sorgulamak, ev içinde ağır eşyaları sabitlemek. Bunlar gerçek bir tehdidi mantıklı biçimde yöneten davranışlardır. Maladaptif (uyumsuz) kaygı ise iş, aile, uyku ve sosyal ilişkileri felç eder: günlerce uyuyamamak, çocukları okula göndermemek, sürekli haber izleyip uyuma vakti gelince yine telefonda kalmak, evden çıkamamak. Eğer kaygınız sizi koruyorsa normaldir; sizi kısıtlıyorsa profesyonel değerlendirme zamanı gelmiş olabilir. Bedensel belirtilerle seyreden kaygılar için "Kaygı Bozukluğunun Bedendeki Belirtileri" başlıklı yazımız tamamlayıcı bilgi sunar.
Türkiye, jeolojik konumu nedeniyle dünyanın en sismik aktif bölgelerinden birinde yer alır. 1999 Marmara (Gölcük-Düzce) depremleri, ülkemizde travma psikiyatrisi alanında yapılan akademik çalışmaların kaynağıdır. Başoğlu, Kılıç, Şalcıoğlu ve arkadaşlarının (2001-2004) deprem bölgesinde yürüttüğü kapsamlı çalışmalar, doğrudan etkilenen yetişkinlerde TSSB nokta prevalansını %23 ile %45 arasında bildirmiştir. Aynı kohortlarda major depresif bozukluk sıklığı %18-30, yaygın kaygı bozukluğu sıklığı ise %8-15 düzeyinde raporlanmıştır.
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri, etkilediği nüfus büyüklüğü (yaklaşık 14 milyon) ve coğrafi alan bakımından 1999'dan kat kat fazlasıdır. Deprem sonrası ilk yıl içinde Türkiye Psikiyatri Derneği, Sağlık Bakanlığı RİTAM ve çeşitli üniversite hastanelerinin koordine ettiği saha çalışmaları, deprem bölgesindeki yetişkinlerde olası TSSB sıklığını %30-50, klinik düzeyde depresyon sıklığını %25-40 aralığında bildirmiştir. Çadır ve konteyner yaşamında olanlarda, evini ve yakınını kaybedenlerde bu oranlar belirgin yükselmektedir.
Çocuk ve ergen verileri özellikle endişe vericidir. 6 Şubat sonrası deprem bölgesindeki okul yaşı çocuklarda travma sonrası stres belirtileri %35-60 aralığında saptanmıştır. Küçük çocuklarda gerileme davranışları (altını ıslatma, parmak emme, anneden ayrılamama) belirgin biçimde artmıştır. Ergenlerde depresyon, intihar düşüncesi ve madde kullanımı riski yükselmiştir.
Sıklıkla ihmal edilen bir grup, sağlık çalışanlarıdır. Enkaz başında, sahra hastanelerinde ve afet sonrası hizmet veren hekim, hemşire, paramedik ve psikologlarda ikincil travmatik stres ve tükenmişlik sıklığı %25-45 olarak bildirilmiştir. Bu grup, kendi kayıplarıyla yas tutarken başkalarının travmasını da işlemek zorunda kalmıştır.
Bir başka çarpıcı veri: Doğrudan deprem bölgesinde olmayan ancak haberleri yoğun izleyen, sosyal medyada dolaşan görüntülere maruz kalan kişilerde de vekâleten travma (vicarious trauma) belirtileri saptanmıştır. Bu nedenle deprem kaygısı yalnızca bölgede yaşayanların sorunu değildir; ulusal ölçekli bir halk sağlığı meselesidir.
TSSB belirtileri DSM-5-TR'de dört temel küme altında tanımlanır: yeniden yaşantılama, kaçınma, olumsuz biliş ve duygudurum değişiklikleri, aşırı uyarılma. Bu belirtiler hem akut fazda hem de kronik dönemde benzer örüntülerle ortaya çıkar, ancak şiddet ve dağılım farklılaşabilir.
| Alan | Akut Faz (ilk 1 ay) | Kronik Faz (1 aydan sonra) |
|---|---|---|
| Bilişsel | Konsantrasyon güçlüğü, kabuslar, flashback'ler, kararsızlık, "her an olabilir" düşüncesi | Suçluluk, utanç, "dünya tehlikeli", "kimseye güvenilmez" gibi kalıcı olumsuz inançlar |
| Duygusal | Şok, sayıltılık, ağlama nöbetleri, öfke, kaygı, korku, suçluluk hissi | Sürekli duygudurum çökkünlüğü, anhedoni, duygusal donukluk, sevdiklerine uzaklaşma |
| Davranışsal | Sürekli haber takibi, evden çıkmama, çantasını yanından ayırmama, sosyal geri çekilme | Sismik haberlerden kaçınma, deprem konuşulan yerlerden uzaklaşma, alkol/madde artışı |
| Fiziksel | Çarpıntı, terleme, titreme, uykusuzluk, iştahsızlık, baş ağrısı, mide şikayetleri | Kronik yorgunluk, somatik ağrılar, hipertansiyon, immün baskılanma, kronik uykusuzluk |
En karakteristik belirti gruplarından biridir. Birey, travmatik anı istemsizce yeniden deneyimler. Flashback'lerde kişi "sanki yine oluyor" hissine kapılır; çevresel uyaranlar (sarsıntı, ambulans sireni, çığlık, çökme sesi, hatta belirli bir koku) tetikleyici olabilir. Kabuslar genellikle deprem temalıdır ancak çocuklarda daha genel "felaket" temaları görülebilir. Uyku problemleri hem belirti hem de bir başlatıcı faktör olarak yer alır.
Travmayı hatırlatan iç (düşünce, duygu) ve dış (yer, insan, haber) uyaranlardan kaçınma. Birey, deprem haberlerini okumaktan, sismik aktivite uygulamalarından, hatta o gün giydiği kıyafetlerden uzak durabilir. Kısa vadede rahatlatıcı görünse de uzun vadede kaçınma davranışı TSSB'yi kronikleştirir; çünkü tehdidin geçtiği bilgisi beyin tarafından işlenemez.
"Ben hayatta kaldım, onlar kaldı" şeklindeki hayatta kalan suçluluğu (survivor's guilt), "kimseyi koruyamam", "dünya tehlikeli bir yer" gibi kalıcı inançlar, sevdiklerine yabancılaşma, olumlu duyguları hissedememe (anhedoni). Bu küme, TSSB'nin depresyonla iç içe geçtiği alandır.
Hipervijilans (sürekli tetikte olma), abartılı irkilme yanıtı, konsantrasyon güçlüğü, irritabilite, öfke patlamaları, uyku bozuklukları. Otonom sinir sistemi sempatik bir "savaş ya da kaç" konumunda donmuştur.
Türk hasta popülasyonunda travma sonrası belirtiler sıklıkla somatik şikayetlerle başvurur: çarpıntı, nefes darlığı, göğüs sıkışması, baş ağrısı, mide-bağırsak şikayetleri, kas-iskelet ağrıları. Birinci basamak hekimleri için psikiyatrik ön değerlendirme önemlidir.
Travma deneyiminin ardından "kim hasta, kim değil" ayrımı klinik olarak en hassas konulardan biridir. Erken tanı her zaman doğru tanı değildir. Akut fazda belirtilerin doğal seyrini izlemek, fazla tanı (overdiagnosis) ve gereksiz tedaviden korur.
DSM-5-TR'ye göre TSSB tanısı için A-H ölçütleri şu şekildedir:
DSM-5-TR iki spesifikatör tanımlar: (1) Gecikmiş başlangıçlı (semptomların travmadan en az 6 ay sonra ortaya çıkması), (2) Dissosyatif (gerçeklik dışılık veya kişilik dışılığın eşlik etmesi). Dissosyatif alt tipin tedavi yaklaşımı farklılaşabilir.
Akut Stres Bozukluğu (ASB) vs TSSB farkı: ASB belirtileri travmadan sonraki 3 gün-1 ay arasında bulunur ve dissosyatif belirtilere daha çok vurgu yapar. Bir ayı geçen olgular TSSB tanısı alır. ASB tanısı alan bireylerin yaklaşık %50'sinde TSSB gelişir; ancak TSSB tanısı alanların önemli bir bölümü hiç ASB evresinden geçmemiştir. Yani ASB, TSSB'nin tek yolu değildir.
Klinisyenin akılda tutması gereken eşlik eden tanılar: major depresif bozukluk (komorbidite %50'ye varır), yaygın kaygı bozukluğu, panik bozukluğu, alkol/madde kullanım bozuklukları, somatoform bozukluklar. Karmaşık travma (childhood polytrauma, savaş, esaret) için ICD-11'de tanımlanan Karmaşık TSSB (cPTSD) ayrı bir tanı kategorisidir.
Aynı depremi yaşayan iki insandan birinde TSSB gelişirken diğerinde gelişmemesi neye bağlıdır? Yanıt çok boyutludur ve travma öncesi, sırası, sonrası faktörlerin etkileşimine dayanır.
Bu liste, kimin "hasta" olacağını önceden tahmin etmek için değil, kırılgan grupları öncelikli koruma altına almak için kullanılmalıdır. Koruyucu faktörlerin pek çoğu müdahale edilebilir faktörlerdir.
Çocukların travmaya tepkisi yetişkinlerden farklıdır ve yaşa göre değişir. Bir çocuğun korkusunu doğru yorumlamak, ebeveyn ve eğitimcilerin bilgi sahibi olmasını gerektirir.
Bu yaş grubunda en belirgin bulgu gerileme davranışlarıdır: altını ıslatma, baş parmak emme, anneden ayrılamama, konuşmasının azalması, gelişimsel kazanımların kaybı. Tekrarlayıcı oyunlarda travma temalarını işleyebilirler (oyuncak binaları yıkıp tekrar kurmak, bebekleri "kurtarmak"). Kabuslar ve uyku bozuklukları sıktır.
Somatik şikayetler ön plandadır: karın ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı. Okul performansında düşüş, dikkat sorunları, okul reddi görülebilir. Bazıları olayı sözel olarak anlatamasa da resim ve oyunda işler. Suçluluk hissi belirgindir: "Annem yaralandı, çünkü ben…"
Yetişkin TSSB belirtilerine yaklaşır: flashback, kaçınma, hipervijilans. Buna ek olarak davranışsal sorunlar (agresyon, otoriteye karşıtlık, riskli davranışlar), madde kullanımı (özellikle alkol ve sigara), intihar düşüncesi ve girişimi riskinde artış. Akran ilişkileri bozulabilir; kimi ergen aşırı sorumluluk üstlenir ve "küçük yetişkin" rolüne girer.
TSSB tedavisinde psikoterapinin ilk basamak yaklaşım olduğu konusunda uluslararası uzlaşma vardır. Hem APA (American Psychological Association) hem de NICE (National Institute for Health and Care Excellence) kılavuzları (NG116, 2018) travma-odaklı psikoterapileri birinci seçenek olarak önerir.
En geniş kanıt tabanına sahip yaklaşımdır. Genellikle 8-16 seans sürer. Travma anısının yapılandırılmış biçimde işlenmesi, çarpık bilişlerin tanınması ve yeniden yapılandırılması, kademeli maruziyet ve baş etme becerilerinin öğretilmesini içerir. Çocuk ve ergenlerde TF-CBT formatı Cohen, Mannarino ve Deblinger tarafından geliştirilmiş ve ailenin de tedaviye dahil edildiği biçimiyle Türkiye'de uygulanmaktadır.
Francine Shapiro'nun geliştirdiği EMDR, travmatik anı bilateral uyarım (göz hareketi, alternatif dokunma veya ses) eşliğinde işlenir. WHO, APA ve NICE tarafından kanıta dayalı bir TSSB tedavisi olarak önerilir. Türkiye'de EMDR Derneği aracılığıyla sertifikalı terapist sayısı son yıllarda artmıştır.
Edna Foa tarafından geliştirilmiştir. Travma anısının tekrar tekrar anlatılması (imajinal maruziyet) ve kaçınılan durumlara kademeli olarak yaklaşma (in vivo maruziyet) iki temel bileşendir. ABD ve dünya genelinde yoğun kanıtla desteklenen bir yaklaşımdır.
Patricia Resick'in geliştirdiği bu yöntem, travma sonrası "stuck points" denilen çarpık inançları (örn. "her şey benim suçum") tanımlamaya ve yapılandırmaya odaklanır. 12 seanslık manüalize bir protokoldür.
Maggie Schauer ve arkadaşlarının geliştirdiği NET, özellikle çoklu travma, savaş, göç ve yerinden edilme yaşamış bireyler için tasarlanmıştır. Birey, doğumundan günümüze hayat hikayesini kronolojik bir "yaşam çizgisi" boyunca anlatır; travmatik anılar bu bağlam içinde işlenir. Düşük-orta gelirli ülkelerde, savaş ve afet popülasyonlarında kanıtla desteklenmiştir.
İlaç tedavisi, özellikle psikoterapinin tek başına yetersiz kaldığı, depresyon veya panik bozukluğunun eşlik ettiği vakalarda düşünülür. Birinci basamak ilaç sınıfı SSRI'lardır (seçici serotonin geri alım inhibitörleri); FDA tarafından TSSB için onaylı olanlar sertralin ve paroksetindir. SNRI'lardan venlafaksin de etkilidir. Hangi ilacın, hangi dozda ve ne kadar süre kullanılacağına klinisyen karar verir — bu yazıda doz verilmemektedir.
Önemli uyarı: Benzodiazepinler (alprazolam, diazepam, lorazepam vb.) TSSB tedavisinde önerilmez. APA ve NICE kılavuzları, benzodiazepinlerin travma sonrası anının işlenmesini bozduğunu, bağımlılık riski taşıdığını ve uzun vadede TSSB belirtilerini kötüleştirebileceğini bildirir. Akut anksiyete ve uykusuzluk için kısa süreli ve sınırlı kullanım dışında rutin reçeteleme önerilmez. Psikiyatri ilaçları ve bağımlılık hakkında ayrıntılı bilgi tamamlayıcı yazımızda yer alıyor.
Tedavi seçimi her zaman bireyseldir. Farklı terapi türlerinin karşılaştırması seçim sürecinde rehber olabilir.
Travmatik olayın hemen ardından "her travma mağduruna psikoterapi" yaklaşımı, sanıldığı gibi koruyucu değildir. Aksine, akut fazda yapılan zorlayıcı bazı müdahalelerin zarar verici olabileceği bilimsel olarak gösterilmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 2011'de yayımlanan Psikolojik İlk Yardım Saha Rehberi, afet sonrası ilk müdahalede altın standarttır. PFA, profesyonel psikoterapi değildir; eğitilmiş herhangi bir yardımcının uygulayabileceği destek modelidir. Üç temel ilkesi vardır:
Hobfoll ve arkadaşlarının (2007) afet sonrası müdahale modelinde beş temel prensip yer alır: güvenlik duygusu, sakinleşme, öz-yeterlilik, bağlantı, umut. Bu çerçeve, hem birey hem topluluk düzeyinde uygulanabilir.
1980'lerde popülerleşen kritik olay stres debriefing'i (Critical Incident Stress Debriefing — CISD), travmadan sonraki ilk 48-72 saatte zorunlu grup oturumlarıyla mağdurların duygularını ayrıntılı paylaşmasını öngörüyordu. Ancak Cochrane sistematik derlemesi (Rose et al., 2002 ve sonraki güncellemeler), tek seans debriefing'in TSSB önleme açısından etkili olmadığını, hatta bazı bireylerde belirtileri kötüleştirebildiğini göstermiştir. Bugün NICE ve WHO, rutin tek seans debriefing'i önermemektedir.
Bu, "akut fazda hiçbir şey yapmayalım" anlamına gelmez. PFA, sosyal destek, temel ihtiyaçların karşılanması, doğru bilgi ve gerektiğinde tıbbi/psikiyatrik değerlendirme bu dönemde önemlidir. Travma-odaklı yapılandırılmış terapiler ise genellikle akut dönem sonrası, belirtiler 1 ayı aşıp süreklilik kazanmaya başladığında devreye girer.
Aşağıdaki yöntemler, akut faz ve sonrasında günlük yaşamda uygulanabilecek, çoğu kanıtla desteklenen pratik adımlardır. Hiçbiri bireysel terapinin yerine geçmez; ancak terapinin de etkisini destekler.
Deprem çantanızı hazırlayın, aileniz için toplanma noktası belirleyin, yapı güvenliğinizi sorgulayın. Bunlar yalnızca "fiziksel" hazırlıklar değildir; aynı zamanda zihne "olabileceğine hazırım" mesajını verir ve kontrol duygusunu güçlendirir. Belirsizlik kaygısı, somut hazırlıklarla azalır.
Haber, sosyal medya ve sismik aktivite uygulamalarını sürekli kontrol etmek, "kontrol altında olma" yanılsamasıyla başlar ama hipervijilansı besler. Önerimiz: Haber kontrolünü günde 1-2 belirli zaman dilimiyle sınırlayın (örn. öğle ve akşam, 15'er dakika). Yatak odanızı haberden arındırın. Çocukların önünde haber izlemeyin.
Flashback veya panik anında "şimdi"ye geri dönmek için kullanılır. En bilinen yöntem 5-4-3-2-1:
Yalnızlık, TSSB için bağımsız risk faktörüdür. Güvendiğiniz biriyle düzenli konuşun — illa travmayı paylaşmak zorunda değilsiniz, sıradan konuşmalar bile bağlanmayı korur. Topluluk etkinlikleri (mahalle dayanışması, dini topluluklar, sivil toplum) iyileştiricidir.
Kayıpla başa çıkmanın evrensel bir parçası anlamlandırmadır. Yas tutmak için zaman ayırmak, kaybedilenleri anma törenleri, mektup yazmak, mum yakmak, mezar ziyareti — bunlar travmayı işlemeye yardımcı olur. Kayıpları yok saymak ya da "güçlü olmak için" duyguları bastırmak uzun vadede zararlıdır.
Travma yaşamış birinin yanında bulunmak zor bir görevdir. Doğru tutum, hem yakının iyileşmesine katkı sağlar hem de kendinizi koruma altına alır.
"Neden o değil de ben?" sorusu, sevdiklerini kaybedip kendisi kurtulanların derin bir acısıdır. Bu suçluluk mantıksız görünse de gerçek bir psikolojik yüktür. Yakınınız hayatta kalan suçluluğu yaşıyorsa onu rasyonalize etmeye çalışmayın ("Senin suçun değildi" demek genellikle işe yaramaz). Bunun yerine duygusunu kabul edin: "Bu duygunun çok ağır olduğunu biliyorum. Yanındayım." Suçluluk uzun sürer ve günlük yaşamı bozarsa terapi belirgin yarar sağlar.
Aşağıdaki durumlardan herhangi biri varsa, ruh sağlığı uzmanına (psikiyatrist veya klinik psikolog) başvurmak gereklidir:
Türkiye'de erişim noktaları:
Ağlamak — özellikle travmadan sonraki ilk haftalarda — sağlıklı bir duygu boşalma yoludur ve hastalık belirtisi değildir. Endişelenmeniz gereken durum, duyguların donması veya kontrolden çıkmasıdır. Ağlama nöbetleri 1 ayı geçer ve günlük işlevselliği bozarsa profesyonel destek alın.
Hayır. Bu, abartılı irkilme yanıtıdır ve travma sonrası en yaygın belirtilerden biridir. Sinir sisteminizin hâlâ "alarm modunda" olduğunu gösterir. Nefes egzersizleri, topraklama teknikleri ve zaman çoğunlukla yatıştırır. 6 ayı geçen olgularda terapi önerilir.
Kaçınma, koruyucu bir tepki olarak başlar. Kısa vadede sizi yıpranmış bilgi yükünden korur. Ancak kalıcı kaçınma TSSB'yi besler. Hedef: Sıfır maruziyet değil, düzenlenmiş, ölçülü maruziyet. Günde belirli bir zaman, belirli kaynaklardan haber alın.
Akut dönemde (ilk birkaç hafta) çocuğun güvenlik aradığı yer ebeveynin yatağıdır ve bu olağan, geçici bir ihtiyaçtır. Reddetmek yerine geçici olarak izin verin. Belirtiler yatıştıkça, kademeli olarak kendi yatağına dönüş çalışın (önce odasına yastık, sonra kapı açık vs.).
Bu karar her hasta için bireyseldir ve psikiyatrist değerlendirmesi gerektirir. Hafif-orta şiddette TSSB'de psikoterapi tek başına yeterli olabilir. Şiddetli olgularda, eşlik eden depresyonda veya psikoterapinin yetersiz kaldığı durumlarda SSRI'lar düşünülür. Tedaviye karar, doz ve süre klinisyenle birlikte belirlenmelidir.
TSSB için bitkisel ürün veya gıda takviyelerinin etkili olduğuna dair yeterli ve güvenilir kanıt yoktur. Bazı ürünler ilaç etkileşimi ve karaciğer toksisitesi riski taşır. Kanıta dayalı tedavi (psikoterapi ve/veya SSRI), bitkisel alternatiflere tercih edilir.
Alkol kısa vadede yatıştırıcı görünse de uyku mimarisini bozar (REM uykusunu baskılar), kaygıyı uzun vadede artırır ve TSSB'de bağımlılık riskini yükseltir. Travma sonrası alkol kullanımı önerilmez. Uyku sorunu için davranışsal müdahaleler (uyku hijyeni, BDT-I) ilk basamaktır.
Bireyden bireye değişir. Tedavi alanların büyük bölümü 3-6 ay içinde belirgin iyileşme yaşar. Tedavi almayan TSSB'lerin ise %30'a yakını kronikleşebilir (yıllarca sürebilir). İyi haber: TSSB tedavi edilebilir bir bozukluktur — geç başvuru bile genellikle yarar sağlar.
Çocuk terapilerinde direnç olağandır. Önce oyun terapisi veya sanat terapisi gibi daha az "tehditkar" formatlar denenebilir. Terapistinizle önce çocuksuz görüşüp stratejiyi planlayın. Belirgin işlev kaybı varsa terapiye katılım gereklidir.
Evet. TSSB sadece doğal afet sonrası değil, herhangi bir hayatı tehdit eden olay (trafik kazası, saldırı, ciddi hastalık tanısı, kayıp) sonrası gelişebilir. Yazıdaki ilkelerin pek çoğu genel olarak travma deneyimi için geçerlidir. Depresyon ve travma ilişkisi hakkında tamamlayıcı bilgi için diğer yazımıza göz atabilirsiniz.
Deprem, ülkemiz coğrafyasının değişmez gerçeği. Kaygımız, korkumuz ve yasımız insan olmamızın bir parçası — bunları yaşamak zayıflık değil, tam tersine duyarlı bir insan olduğumuzun kanıtıdır. Kayıplarımızı saygıyla anıyor, hayatta kalanları sabırla ve şefkatle kucaklıyoruz.
Akılda tutulması gereken üç ana mesaj: Birincisi, tepkilerin çoğu olağan ve zamanla kendiliğinden yatışır. İkincisi, belirtileriniz 1 ayı geçer ve hayatınızı kısıtlarsa tedavi mümkün ve etkilidir — geç başvurmak başvurmamaktan iyidir. Üçüncüsü, yalnız değilsiniz — yardım hatları, sağlık kurumları, uzmanlar ve topluluğunuz size destek olmaya hazır. Kriz anında 182 ve ALO 184 hatlarını arayabilirsiniz. Hayata sarılmak için yardım istemek, en güçlü adımdır.
Bu yazı yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve hiçbir koşulda bireysel tıbbi değerlendirme, tanı veya tedavi yerine geçmez. Travma deneyiminden geçtiğinizi veya yazıda anlatılan belirtilerin sizde bulunduğunu düşünüyorsanız bir psikiyatrist veya klinik psikoloğa başvurun. Acil bir durumda — özellikle kendinize veya bir başkasına zarar verme düşünceniz varsa — lütfen vakit kaybetmeden İntihar Önleme Hattı 182, Sağlık Bakanlığı Danışma Hattı ALO 184 ya da 112 Acil hatlarını arayın. Çevrenizdeki güvendiğiniz bir kişiye haber verin; en yakın acil servise başvurun. Yardım istemek güçlü olmanın yoludur.