Columbia Üniversitesi tarafından yürütülen çalışma, bir kadının kaç yaşında anne olduğu, kaç çocuk dünyaya getirdiği ve doğumlar arasındaki sürelerin hücresel yaşlanma hızı üzerinde belirgin izler bıraktığını ortaya koydu. Araştırmacılar, "üreme yörüngesi" adını verdikleri bu sürecin, kadının biyolojik yaşını kronik yaşından daha ileriye taşıyabileceğini veya tam tersi bir koruma sağlayabileceğini saptadı.
Araştırma kapsamında, binlerce kadının DNA metilasyonu (epigenetik saatler) üzerinden biyolojik yaşları analiz edildi. Elde edilen çarpıcı verilere göre, özellikle ergenlik döneminde veya çok erken yaşlarda doğum yapan kadınların biyolojik yaşlanma hızının, daha ileri yaşta anne olanlara göre daha yüksek olduğu görüldü. Uzmanlar, genç yaştaki bir bedenin hem büyüme hem de hamilelik gibi yoğun enerji gerektiren süreçleri aynı anda yürütmesinin, hücresel düzeyde bir "maliyet" yarattığını ve bu durumun yaşlanmayı hızlandırdığını belirtiyor.
Çalışmada dikkat çeken bir diğer unsur ise çocuk sayısı oldu. Beş veya daha fazla çocuk dünyaya getiren kadınların biyolojik yaşlanma belirtilerinin daha belirgin olduğu saptansa da, bu durumun sadece biyolojik değil, sosyoekonomik stres faktörleriyle de ilişkili olabileceği vurgulanıyor. Diğer yandan, hiç çocuk sahibi olmamış kadınlar ile bir veya iki çocuk sahibi olanlar arasında da ilginç farklar gözlemlendi; bu da üreme sürecinin vücut üzerinde hem yıpratıcı hem de bazı durumlarda yenileyici etkileri olabileceğine işaret ediyor.
Araştırmacılar, doğumlar arasındaki sürenin de biyolojik toparlanma için kritik olduğunu ifade ediyor. Kısa aralıklarla gerçekleşen hamileliklerin, vücudun besin depolarını yenilemesine ve hücresel onarım yapmasına izin vermediği için yaşlanma sürecini tetikleyebileceği uyarısında bulunuluyor. Ancak bu bulguların kişiden kişiye değişebileceği; genetik yatkınlık, beslenme kalitesi ve doğum sonrası destek mekanizmalarının bu "biyolojik faturayı" büyük oranda hafifletebileceği de ekleniyor.
Annelik sadece sosyal bir statü değil, kadın bedeni için kalıcı etkileri olan biyolojik bir maraton olarak tanımlanıyor. Dr. Calen Ryan ve ekibi, bu bulguların kadın sağlığına yönelik tıbbi yaklaşımları değiştirebileceğini ve kişiselleştirilmiş yaşlanma karşıtı stratejilerde üreme geçmişinin mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğini ekliyor. Gelecekte, kadınların üreme dönemindeki sağlık müdahalelerinin, onların on yıllar sonraki yaşlanma kalitesini belirlemede anahtar rol oynaması bekleniyor.