Organ nakli geçiren hastaların ömür boyu karşı karşıya kaldığı en büyük tıbbi zorluklardan biri, bağışıklık sisteminin nakledilen yeni organı yabancı bir tehdit olarak algılayıp saldırmasıdır. Mayo Clinic araştırmacıları, bağışıklık sistemini tamamen baskılamak yerine onu nakledilen organı kabul edecek şekilde "yeniden eğitmeyi" amaçlayan yenilikçi bir hücresel tedavi yaklaşımı üzerinde çalışıyor. Yayımlanan makaleye göre bilim insanları, vücudun doğal koruma mekanizmalarını hücresel düzeyde modifiye ederek bağışıklık toleransı oluşturmayı ve organ reddini kökten engellemeyi hedefliyor.
Geleneksel nakil sonrasında hastalar, organ reddini önlemek amacıyla ömür boyu immünosüpresif (bağışıklık baskılayıcı) ağır ilaçlar kullanmak zorunda kalıyor. Ancak bu ilaçlar vücudun enfeksiyonlara, kanser hücresi oluşumuna ve organ zehirlenmelerine karşı savunmasını zayıflatarak uzun vadede ciddi yan etkilere yol açıyor. Geliştirilen yeni strateji ise bağışıklık sisteminin tamamını körleştirmek yerine, yalnızca yeni organa saldıran spesifik bağışıklık hücrelerini (T hücrelerini) yatıştıracak düzenleyici hücrelerin (Treg) aktifleştirilmesini temel alıyor.
Bilim insanları, hastanın kendi kanından alınan bağışıklık hücrelerini laboratuvar ortamında genetik mühendislik ve hücre kültürü yöntemleriyle yeniden programlıyor. Hazırlanan bu "eğitilmiş" hücreler hastaya geri enjekte edildiğinde, yeni nakledilen organı bir tehdit olarak değil, vücudun kendi dokusu gibi tanımasını sağlayan immünolojik bir tolerans ortamı yaratıyor. Söz konusu biyolojik müdahale, bağışıklık sisteminin hastalıklara karşı savunma gücünü korurken yeni organa karşı barışçıl bir duruş sergilemesine imkan tanıyor.
Uzman kaynaklar, bu hücresel tedavi yönteminin başarılı olması halinde organ nakli tıbbında çığır açacağını ve hastaları ömür boyu ağır ilaç kullanımından kurtarabileceğini belirtiyor. Henüz klinik test ve geliştirme aşamasında olan bu hücresel mühendislik yaklaşımının yaygınlaşmasıyla birlikte, nakledilen organların sağ kalım ömrünün belirgin şekilde uzayacağı ve nakil sonrası hastaların yaşam kalitesinin en üst seviyeye ulaşacağı öngörülüyor.