Akademik yaşamı boyunca ulusal ve uluslararası dergilerde 256 makale, 62 kitap bölümü yayınlayan, biri e-kitap olmak üzere 12 kitabın editörlüğünü yapan, ulusal ve uluslararası toplantılarda 675 sözlü veya yazılı…

Akademik yaşamı boyunca
ulusal ve uluslararası dergilerde 256 makale, 62 kitap bölümü yayınlayan, biri
e-kitap olmak üzere 12 kitabın editörlüğünü yapan, ulusal ve uluslararası
toplantılarda 675 sözlü veya yazılı bildiri sunan üretken bilim insanı Prof. Dr. H. Erdal Akalın, başarılarla dolu hayat hikâyesini Doktorclub
Health40 platformunda okurlarımızla paylaştı.
Ben 27 Mayıs 1946
tarihinde Konya’da doğmuşum, kırkım çıkınca da Bandırma’nın Debleke Köyü’ne
gitmişim. Babam subay idi, o nedenle Türkiye’nin hemen her bölgesini görme
şansım oldu. Annem ev hanımı idi, bir de kız kardeşim var ailede, benden 10 ay
küçük! Çocukluk günlerimden aklımda kalanlar arasında Mudanya’daki güzel
günler, Tirilye yakınlarında kayıkla gezerken ailece fırtınaya yakalanmamız,
bahçede ağaçlardan meyve toplamamız yer alıyor.
İlkokula Çankırı’da
başladım. O zaman eğitim yılı 3 sömestir idi. İlk sömestiri Çankırı’da,
ikincisini Ankara’da ve sonuncusunu Bursa’da tamamladım. Bursa’da Setbaşı İlkokulu’na
gidiyordum. Öğretmenimiz Mefharet İnal idi. Bende ilk iz bırakan kişi kendisi
olmuştur. İlkokul ikinci sınıfta ansiklopedi ile bizi tanıştırdı, Temel
Bilgiler ciltlerinden ödev hazırlardık. Beni o yaşta okulun kooperatifinin
sorumlusu yaptı, 100 paraya simit satardık!
İlkokul üçüncü sınıfı
Gelibolu’nun Demirtepe köyü ilkokulunda okudum. İki sınıflı bir okul idi, bir
ve ikinci sınıflar bir derslikte, üç, dört ve beşinci sınıflar ise diğerinde.
Ben üçüncü sınıf öğrencisi olarak dört ve beşinci sınıf öğrencilerine yardımcı
olurdum, Temel Bilgiler Ansiklopedisi sayesinde. Çevrede Çanakkale
Savaşlarından kalan koruganlar arasında dolaşırdık zaman zaman. Savaşı,
Atatürk’ü ve tarihin o dönemini çok iyi öğrenmeye başlamıştım. Demirtepe ’deki
acı anım ise daha altı aylık olan köpeğimin ağzından salya geliyor diye kuduz
şüphesi ile taşlanarak öldürülmesi idi.
Köpeklerde gençlik hastalığı denilen viral hastalığı o zaman öğrendim.
Bir yıl sonra kendimi
Sarıkamış’ta buldum. Babam oraya atanmış idi. Muhteşem ve vahşi doğayı, o
şartlarla başa çıkmayı orada öğrendim. Kayak kaymayı, ata binmeyi, uzun
yürüyüşler yapmayı da. Beşinci sınıfta oynadığımız sınıf oyununda doktor
rolünde idim, İstiklal savaşında cephede çalışan bir doktorun hikâyesi! Atatürk
ve silah arkadaşlarını daha da bir hayranlıkla öğreniyordum.
Sarıkamış’ta iki önemli
olay oldu. Birincisi bir sağlık sorunu idi. Bugünkü bilgilerimle primer tüberkülozu
semptomatik olarak geçirdim ve Ankara’ya gitmek zorunda kaldık. Prof. Dr. İrfan
Titiz tarafından tedavi edildim. İkincisi ise yabancı dil ve müzik eğitimine
başlamam oldu. Annem ve babam benim İngilizce öğrenmemi ve en az bir müzik
aleti çalmamı isterlerdi.
Ortaokula Sarıkamış’ta
başladım, ancak Isparta’da tamamladım. O zamanlar Isparta Lisesi çok başarılı
bir lise idi. Ortaokul kısmı da zor ve iddialı idi. Isparta’daki arkadaşlıklar
çok güzeldi. Ben iki yıl kaldığımız o kentte yaz tatillerinde çırak olarak
çalıştım. İlk iş deneyimlerim! Birinci yaz manifaturacıda, ikinci yıl ise
eczanede. Her iki çalışma yerinde de çok ilginç deneyimlerim oldu. Aklımda
kalan en önemli anı, cumartesi öğleden sonra patronlarımın haftalığımı
vermeleri ve “hadi artık maça gidebilirsin” demeleri idi. Haftalığı alıp
stadyuma gider, amatör futbol maçlarını seyrederdik arkadaşlarla, gazoz içerek!
Liseye başladıktan birkaç
ay sonra babamın tayini Konya’ya çıktı. Biz de apar topar oraya gittik. Konya
Lisesi o zaman erkek lisesi idi, ama ben ikinci sınıfa geçince fen bölümlerine
kız öğrenci almaya başladılar, bizim sınıfta iki kız arkadaşımız vardı. Bize
bazı konularda nasıl davranmamız gerektiğini çok nazikçe öğrettiler! Ne de olsa
birisi matematik öğretmenimizin kızı, diğeri de İngilizce öğretmenimizin kız kardeşi
idi!
Lise son sınıfta American
Field Service (AFS) mübadele programına seçildim. Bir yıl süre ile Amerika’da
okuyacak idim. Aynı zamanda üniversite giriş sınavına da girdim ve ODTÜ’yü
kazandım. Ancak kayıt dondurma olmadığı için seçim yapmam gerekiyordu. Ailecek
Amerika’da bir yıl lise eğitimine devam kararı aldık. Amerika’da Illinois
eyaletinde ufak bir köye gittim, Nokomis. Ailem çiftçi idi, dört kardeşim
vardı. Ben lise son sınıf (senior), bana yaşıt kardeşim ise üçüncü sınıf
(junior) öğrencisi idik. Orada büyük ailede yaşamasını, çiftlikte işlerin nasıl
yapıldığını, her türlü çiftlik aracını kullanmayı, süt sağmayı öğrendim. Bu
arada AFS öğrencisi olarak tüm yükümlülüklerimi yerine getirmeye çalıştım, bu
nedenle bir yılda tam 48 konuşma verdim, Türkiye ve AFS ile ilgili. Benim için
çok yararlı bir yıl oldu. Sadece dil öğrenmek değil, oldukça farklı bir
toplumda yaşamak, farklı bir eğitim sistemine uyum sağlamak, konuşma yapmak ve
yanı sıra bazı derslerde çok başarılı olurken (matematik, cebir, geometri,
fizik gibi), bazılarında daha gidilecek yolum olduğunu (Problems of American
Democracy gibi) farketmek! Amerika’da benimle birlikte olan bazı AFS
öğrencileri ile yakın dostluklarımız uzun seneler devam etti, Prof. Dr. Ahmet
Göğüş, Prof. Dr. Yılmaz Esmer gibi.
“Tıp fakültesine gideceğimi duyan babamın bir hekim
arkadaşı bana ‘bundan sonra bahar görmeyeceksin’ demişti”
Amerika’da iken
üniversite sınavına da girdik, ben Hacettepe Tıp Fakültesi’ni kazandım. Aslında
mühendis olmak istiyordum, ancak İTÜ sınavı ayrı idi ve Hacettepe’yi
kazandıktan sonra tekrar sınava girmek istemedim. Tıp fakültesine gideceğimi
duyan babamın bir hekim arkadaşı bana “bundan sonra bahar görmeyeceksin”
demişti, hiç unutmuyorum.
Biz Hacettepe’ye
başladığımız zaman fakülte Ankara Üniversitesi’ne bağlı idi. Daha sonra
Hacettepe Üniversitesi kanunu çıktı. Aradaki dönemde epeyce “mezun olunca ne
olacağımız” hakkında söylentilerle bizleri endişelendirmeye çalışanlar oldu.
Ama son derecede iyi bir eğitim kadrosu ile bizleri yetiştirdiler, tüm
hocalarımıza teşekkür ediyorum.
Hacettepe’de yaz
stajlarında kardiyolojide çalıştım. Prof. Dr. Aydın Karamehmetoğlu’ndan EKG
okumayı, Prof. Dr. Neşet Aytan’dan klinik kardiyoloji, takım çalışması ve
yönetim gibi konuları öğrenmeye çalıştım. Stajlarda her hocamızın ayrı
özelliklerini kapmaya çalıştık. Bir iç hastalıkları uzmanı olarak, Prof. Dr.
Faruk Özer’den hikâye almayı ve hastaya bir bütün olarak bakmayı, Prof. Dr.
Hasan Telatar’dan fizik incelemenin ince noktalarını ve Prof. Dr. Şeref
Zileli’den profesyonelliği, herkesi dinlemeyi, alçak gönüllülüğü, araştırma ile
klinik yaklaşımı birleştirmeyi öğrendim. Diğerlerinden de pek çok başka
özellikler.. Temel bilimler derslerini ve laboratuvarlarını unutmak mümkün
değil, hele Carbon 14 deneyi, Prof. Dr. Pınar Özand!
Biz son sınıfta iken
(intern) Hacettepe ile İngiltere’deki üç tıp fakültesi arasında bir anlaşma
yapıldı. Bizden seçilen öğrenciler üç ay süre ile Birleşik Krallıktaki bu
hastanelerden birisinde staj yaptı. Ben ve Emin Kansu (Prof. Dr.) Newcastle-Upon-Tyne
üniversitesinde üç ay geçirdik. Ünlü Prof. Walton (nöroloji) ve Prof. Shaw
(nefroloji) bende hayranlık yaratan kişiler olmuştur.
Hacettepe’de iç hastalıkları asistanlık eğitimine başladıktan 10 ay sonra, Amerika Birleşik Devletleri’ne gittim, eğitimimi tamamlamak için. Önce bir yıl bir sınıf arkadaşım ile Ergün Önal (Prof. Dr.) Louisville University’de intern olarak çalıştım. Daha sonra ikimiz de University of Illinois Medical Center, Chicago’da iç hastalıkları eğitimimizi tamamladık. Eski adı ‘Research and Education Hospital’ olan bu iddialı hastanede bölüm başkanımız bizi “Mad Turks” diye tanımlardı, çılgınlar gibi çalıştığımız için. Bu dönem içerisinde bir süre de başasistanlık yaptım, yönetim ve yöneticilik ile yakından tanışmış oldum.
Chicago’da iç
hastalıkları eğitimimden sonra infeksiyon hastalıkları fellow eğitimine
başladım, Prof. Dr. George G. Jackson bölüm başkanımız ve benim mentorum idi.
Unutulmayacak iki yıl geçirdim bu bölümde. Aldığım derslerden en önemli ikisi:
“Ne kadar yayın yaptığın değil, kaç kişi yetiştirdiğin önemlidir” ve “Bu bölümde çalışanların her birisinin bir
farklılığı olmalıdır, bu nedenle herkesin araştırma alanı farklı olacaktır”.
Ben eğitim sonunda ayrılırken Dr. Jackson “sen ülkene dönüyorsun diye
seviniyorum, çünkü buradakine benzer bir bölüm kuracaksın, aynı zamanda üzülüyorum
çünkü senin bildiklerini ve yaptıklarını arayacağız” dedi. Bunu duymak bir genç
uzman için çok önemli bence.
Dönüşte Hacettepe’de
öğretim görevlisi olarak göreve başladım. Servis sorumluluğu, biraz infeksiyon
konsültasyonu, ilk yoğun bakım kuruluşuna katkı ve daha sonra yoğun bakım
konsültanlığı ve son olarak da genel dâhiliye konsültasyonlarından sorumlu
uzman doktorluk! Bence bana en fazla katkısı olan görev son sorumluluğum oldu.
Tüm hastaneyi ve çalışanlarını tanıdım. Özellikle cerrahlarla çok iyi ilişkiler
kurdum, sağol sevgili İskender (Prof. Dr. İskender Sayek). Hastaların
çeşitliliğinden dolayı iç hastalıkları bilgilerim perçinleşti ve bilmediklerimi
bildiklerime ekledim. Bu arada da doçentlik tezim üzerinde çalışma fırsatım
oldu. Prof. Dr. Yahya Laleli’nin tezim sırasındaki katkılarını unutamam, sağol
Yahya ağabey!
Tezimi tamamladıktan
sonra doçent oldum (1980), sınav jürimdeki hocaların hepsi bana kendi
fakültelerinde iş teklif ettiler, bunu unutamıyorum. Prof. Dr. Dinçer Fırat “onun
yeri burası” demişti.
Bir yıl sonra eşimle
birlikte Chicago’ya, yeni görevlere gittik iki yıl süre ile. Bu dönemde daha
önce eğitim aldığım üniversiteye bağlı bir hastanenin asistan eğitim programı
yöneticisi olarak görev yaptım. Hem eğitici, hem de yönetici olarak çok önemli
deneyimlerim ve kazanımlarım oldu. Aynı süre içerisinde üniversite hastanesinde
de infeksiyon hastalıkları konsültanlığı ve araştırma proje danışmanlığı
yaptım. İki yıllık süredeki en önemli kazanımlarımdan birisi formal yöneticilik
ve liderlik eğitimi almak oldu. Diğeri ise Prof. Dr. Jackson sayesinde
Amerikalı ve Avrupalı çoğu infeksiyon hastalıkları liderleri ile tanışmış
olmaktı.
Amerika dönüşü
Hacettepe’de beni bir sürpriz bekliyordu. O zamanki anabilim dalı başkanı Prof.
Dr. Erdem Oram ve bir önceki başkan Prof. Dr. Hasan Telatar, beni yanlarına
alıp iç hastalıkları katlarından birisine götürdüler. Koridorun sonunda çift
cam kapılı bir yeri gösterip, “işte senin yeni servisin, infeksiyon hastalıkları
ünitesi” dediler. Böylece 1983 yılında Hacettepe Hastaneleri bünyesinde erişkin
infeksiyon hastalıkları ünitesi açılmış oldu. Bu ünitenin gelişmesi sırasındaki
katkıları nedeni ile hem iç hastalıkları anabilim dalı, hem de mikrobiyoloji
anabilim dalı öğretim üyelerine ve asistanlarına minnet borçluyum. En büyük
katkı aldığım iki kişiyi özellikle belirtmek istiyorum; Prof. Dr. Muzaffer
Baykal ve Prof. Dr. Güler Kanra!
İnfeksiyon hastalıkları
ünitesi hasta odalarının yanısıra, ufak bir laboratuvar, küçük bir toplantı
odası içeriyordu. Eğitim toplantılarımızı daha geniş olduğu için iç
hastalıkları katlarındaki toplantı odalarında yapıyor idik. Özellikle önem
verdiğimiz konu hastane infeksiyonlarını önleme ve tedavi etme programı idi.
Öncelikle iki yüksek hemşire arkadaşımızı hastane infeksiyon hemşiresi olarak
takıma aldık. İnfeksiyon kontrol eğitim programlarının yanısıra her ikisi de
toplum hekimliğinde ‘master’ programına başladılar ve başarı ile tamamladılar.
O dönem Hastaneler Direktörü olan Prof. Dr. Erkmen Böke ve Başhekim Prof. Dr.
Çelik Taşar’ın büyük destekleri ile hastane infeksiyon komitesini kurduk ve
başarılı çalışmalar yapmasını sağladık. Prof. Dr. Aykut Erbengi, Prof. Dr.
Yüksel Bozer verdikleri destekle bu komitenin başarılı olmasını sağlayanlar
arasındadırlar.
Hacettepe İnfeksiyon
Ünitesinin ilk beşi, Deniz Gür (Prof. Dr.), Serhat Ünal (Prof. Dr.), Murat
Akova (Prof. Dr.), Ömrüm Uzun (Prof. Dr.) ve Murat Hayran (Doç. Dr.) olarak sahaya
çıkmıştı, kurulduktan sonraki ilk beş yıl içinde. Volkan Korten (Prof. Dr.),
Kadir Biberoğlu (Prof. Dr.), İftihar Köksal (Prof. Dr.) ve Yeşim Taşova (Prof.
Dr.) daha sonra bulundukları yerlerde Hacettepe infeksiyon hastalıkları
ünitesinin devamlılığını sağladılar. Hepsine teşekkür ediyorum.
Hacettepe İnfeksiyon
Hastalıkları Ünitesi’nin katkılarından birisi de yurt dışında konularında lider
olan bilim insanlarının yer aldığı sempozyumlar düzenlemek oldu. Bu sayede pek
çok kanaat önderini ülkemizde dinleme fırsatı bulduk, bazı bilim adamlarımız
onlarla tanışarak yurt dışındaki çalışmalara katıldılar. Uluslararası ilişkiler
böylece arttırılmış oldu. Ünitemize en büyük katkısı olanlardan birisi de Prof.
Dr. George G. Jackson olmuştur. Benim Chicago’daki hocam/mentorum, Fullbright
Bursu ile Hacettepe’ye geldi ve sekiz ay kadar ünitemizin tüm programlarında
yer aldı. Onun bilimsel özellikleri yanısıra profesyonelliği, insancıl
yaklaşımı, stratejik düşünmeyi öğretmesi ve araştırmacı aklı sayesinde tüm
ünitemiz çalışanlarına büyük katkısı oldu. Uluslararası ilişkilerimizin daha da
artmasına neden oldu.
Ben ünitenin
kurulmasından sonraki dönemde yurt içi ve yurt dışı meslek kuruluşlarında da aktif
olmaya başladım. Bu çerçevede “Infectious Diseases Society of America, European
Society of Clinical Microbiology and Infectious Diseases ve International
Society of Chemotherapy” derneklerinde değişik görevlerde bulundum. Ayrıca
“American College of Physicians, European Federation of Internal Medicine” gibi
iç hastalıkları derneklerinde de görev aldım.
Oldukça uzun kadro
bekleyişi sonrasında profesör oldum (1988). Akademik çalışmaların devamı
sırasında başka fırsatlar da ortaya çıkmaya başladı. Prof. Dr. Jackson’ın
yanında öğrendiğim şeylerden birisi de beş yıllık stratejik plan yapmak idi.
Benim planımda da Hacettepe’de yöneticilik yapmak olmadığı için, başka bir
alana geçmeye karar verdim, 1994 yılında ailecek İstanbul’a göç etme kararı verdik;
çocukların eğitimi ve hem benim, hem de eşimin kariyer planları nedeni ile. Ben
Pfizer İlaçlarında danışman/genel müdür yardımcısı olarak 13 yıla yakın bir
süre geçirdim. Her ne kadar resmi sıfatım bu idi ise de, dünya yeni antibiyotik
geliştirme/araştırma takımında danışman, Avrupa antibiyotik takımı medikal
liderliği, dünya antibiyotik mükemmeliyet merkezi liderliği, “outcomes
measures” takımı üyeliği gibi değişik görevlerde deneyim sahibi oldum. Bu
dönemde uluslararası kanaat liderleri ile ilişkiler, yöneticilik deneyimi, yurt
dışı seyahatlerin zorluğu (!), aileden uzak kalma gibi konularda uzman oldum.
Benim için inanılmaz bir ufuk açan bu deneyime beni ikna eden Alev Sonat’a çok
teşekkür ederim.
Son resmi görevim ise
Acıbadem Üniversitesi’nin kuruluşunda katkılarımı isteyen Prof. Dr. Necmettin
Pamir ile olan çalışmam oldu. Rektör yardımcısı olarak üniversitenin modeli,
öğretim elemanlarının seçimi, programların hazırlanması gibi konularda çok
değerli arkadaşlarla çalışma imkânı buldum.
İki senelik bu çalışmadan
sonra ise kendime vakit ayırmayı ön plana aldım. Oldukça iyi bir seyahat fotoğrafçısı
oldum. Gençlere katkıda bulunmak için konferanslar vermeye yurt içinde ve dışında
devam ettim. Yeni konuların tartışılmasına neden oldum, hasta güvenliği, sağlık
okuryazarlığı, sağlıkta kalite, değer bazlı sağlık hizmeti sunumu gibi. Türk İç
Hastalıkları Uzmanlık Derneği ve Türk Hastane İnfeksiyonları ve Kontrolü
Derneği başkanlıkları yaptım.
Akademik yaşamım boyunca
ulusal ve uluslararası dergilerde 256 makale, 62 kitap bölümü yayınladım, biri
e-kitap olmak üzere 12 kitabın editörlüğünü üstlendim. Ulusal ve uluslararası
toplantılarda 675 sözlü veya yazılı (poster) bildiri sundum. Bunlardan daha
önemlisi, beni kat kat geçen çok değerli bilim insanlarının yetişmesine katkıda
bulundum. Onlar olmasa bu başarılara erişmek zor olurdu.
Çok fazla ödül almadım,
çünkü çoğu zaman ödül jürilerinde görevli idim! Benim için en anlamlı ödül “Royal
College of Physicians” tarafından verilen “Honoray Fellow” ödülü oldu. Ben üç
aylık staj dışında hiç çalışmadığım bir ülkenin dünyaca ünlü kurumundan bu
ödülü aldım. Londra’da törende eşim, kızım ve ben çok gururlu idik, hem
ailemiz, hem de ülkemiz adına!
Teşekkür ederim.
Prof. Dr. H Erdal Akalın
(emekli)
FACP, FRCP, FIDSA,
FESCMID, FEFIM (h)
Not: Kaybettiğimiz tüm
hocalarımı ve dostlarımı saygı ile anıyorum.