Göteborg Üniversitesi'nden bir araştırma ekibi, subkortikal küçük damar hastalığı olan hastaları tanımlamayı mümkün kılacak iki biyobelirteç keşfetti. Son birkaç yılda, subkortikal küçük damar hastalığı, hastalar arasında yaygın bir bilişsel tanı haline geldi. Araştırmacıların hastalığı olan birini tanımlayabildiğini belirlediği iki biyobelirteç, omurilik sıvısı ve kanda ölçülüyor.
Bu hastalık, Alzheimer hastalığı ve karışık demansın yanı sıra en yaygın bilişsel hastalıklardan biri durumunda. Alzheimer hastalığının beyindeki vasküler hasarla birlikte ortaya çıktığı yer de burasıdır.
Göteborg Üniversitesi'nde Nörobiyoloji Doçenti ve Göteborg Hafif Bilişsel Bozukluk araştırmasının proje yöneticisi olan baş yazar Petronella Kettunen şunları söyledi: “Şimdiye kadar, subkortikal küçük damar hastalığı için hiçbir belirteç yoktu, yani hastalık, omurilik sıvısı veya kan numuneleri test edilerek kolayca tanımlanamaz. Artık hastalığı tanımlamak için bir fırsat açtık, bu hasta grubuna yaşam tarzı değişiklikleri ve kan basıncını düşüren ilaçlar şeklinde yardım sağladık.”
Bilim insanları, bu üç yaygın bilişsel hastalığı ayırt etmek için kullanılıp kullanılamayacaklarını belirlemek için çeşitli biyobelirteçleri incelediler ve bunları hem omurilik sıvısı hem de kan örneklerinde ölçtüler. Toplam 170 hasta çalışmaya dahil edildi; bu sayı kontrol deneklerini içeriyordu.
Çalışma, omurilik sıvısı ve kandaki protein albümin oranına dayalı olarak vasküler yaralanma için bir biyobelirtecin subkortikal küçük damar hastalığı olan hastalarda önemli ölçüde daha yüksek olduğunu doğrulamakta. Ek olarak, çalışma ayrıca subkortikal küçük damar hastalığı olan hastalarda daha düşük olan omurilik sıvısındaki amiloid öncü proteininin (APP) bir parçası olan yeni bir biyobelirteç ortaya çıkardı.
Kettunen, “Vasküler yaralanma için biyobelirteç ile tanımladığımız protein fragmanını birleştirdiğimizde, subkortikal küçük damar hastalığı olan hastaları kontrol deneklerinden, Alzheimer hastalığı olan hastalardan ve karışık demanslı hastalardan ayırma potansiyeli iyileştirildi.” dedi.
Araştırmacılar, sonuçlarının yeni ilaçlar için klinik denemeler sırasında hasta gruplarını iyileştirme olanaklarını da geliştirdiğini belirttiler. Bu durum, bahsedilen hastalıklara sahip hastaların teşhisinin, her hastalık için doğru hasta gruplarının belirlenmesi açısından önemli olduğu anlamına geliyor ve bu da ileride yapılacak tedavi çalışmalarının önünü açıyor.