Yumurtalık kanseri teşhislerinin yaklaşık yüzde 75'i, kanserin yumurtalıkların ötesine yayılmış olduğu evre 3 veya 4'te konuluyor. Bu durumun temel nedeni, hastalığın uyarı işaretlerinin belirsiz olması ve kadınların ilk semptomları genellikle basit kilo alımı veya sindirim sorunlarıyla karıştırmasıdır. Uzmanlar, özellikle karın şişkinliğinin, tümörlerin karın içinde sıvı birikmesine (assit) yol açması nedeniyle, sıklıkla gözden kaçan en kritik uyarı işareti olduğunu belirtiyor. Karın şişliği ve sertleşmesi, kadınların sıklıkla artan yeme veya az hareket etme gibi orta yaş kilo değişimlerine yorulduğu için, teşhis gecikiyor. Semptomsuz kişiler için kanıtlanmış bir tarama testinin olmaması, doktorların semptom farkındalığına odaklanmasını zorunlu kılıyor.
İpuçları Hayat Kurtarabilir: Hangi Semptomlar Takip Edilmeli?
Mayo Clinic'ten jinekolojik onkolog Dr. Jamie Bakkum-Gamez, en agresif ve yaygın yumurtalık kanseri formunun genellikle fallop tüpünde başladığını gösteren yeni bulgulara dikkat çekiyor. Bu erken değişiklikler kolayca gizlenebilir. Şişkinlik, pelvik basınç, karın veya sırt ağrısı, hızla doyma hissi (erken tokluk) ve tuvalet alışkanlıklarındaki değişiklikler (sık idrara çıkma) en yaygın belirtilerdir. Uzmanlar, tek bir kötü günden ziyade, bu semptomların yeni, sık ve kalıcı olması durumunun daha derin bir değerlendirmeyi gerektirdiğini vurguluyor. Semptomların ne sıklıkta ve ne kadar sürdüğünün kaydının tutulması ve iki hafta veya daha fazla devam etmesi durumunda doktorla paylaşılması öneriliyor. Menopoz sonrası kanama gibi bir işaret ise derhal dikkat gerektiriyor.
Yüksek genetik riski olmayan kişiler için ABD Önleyici Hizmetler Görev Gücü (USPSTF), rutin yumurtalık kanseri taramasını önermiyor. Bunun nedeni, pelvik ultrason ve CA-125 kan testi gibi yöntemlerin, tarama amaçlı kullanıldığında ölüm oranlarını düşürmemiş olmasıdır. Ayrıca bu testlerin yanlış pozitif sonuç verme ihtimali, kanser olmayan kişilerde gereksiz invaziv ameliyatlara yol açabiliyor. CA-125 gibi kan proteinlerinin seviyeleri enfeksiyon veya adet döngüsü gibi kanser dışı birçok nedenle de yükselebilir. Bu nedenle kılavuzlar, genel tarama yerine semptom farkındalığının önemini bir kez daha vurguluyor.
Yumurtalık kanseri riskini artıran faktörlerin başında kalıtsal riskler geliyor. Özellikle tümör baskılayıcı genler olan BRCA1 ve BRCA2'deki değişimler, yaşam boyu riski önemli ölçüde yükseltiyor. Ailede meme, yumurtalık veya fallop tüpü kanseri öyküsü, genetik danışmanlık hakkında bir konuşmayı gerektirmelidir. Riski azaltmak isteyen bazı kadınlar, başka pelvik cerrahi (histerektomi veya tüp ligasyonu gibi) sırasında fallop tüplerini de çıkararak (fırsatçı salpenjektomi) gelecekteki kanser riskini azaltma stratejisini uyguluyor.
Yeni araştırmalar, fallop tüpü hücrelerinde kronik iltihaplanma sinyallerini ve kanser öncesi değişiklikleri gözlemleyerek hastalığın gelişimine ışık tutuyor. Bu bulgular, erken değişimin tespit edilebilir hastalığa dönüşmesi için uzun bir süreç olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar, fallop tüpünün önleme için anahtarları barındırdığını ve erken hücre davranışlarını haritalayarak, kanser henüz önlenebilir durumdayken hastalığı en erken aşamalarında saptayacak stratejilerin önünü açabileceğini belirtiyor. Uzmanlar, kadınların kendi temel sağlık durumlarını bilmelerini ve şişkinlik, tokluk veya idrar değişiklikleri gibi semptomlar kalıcı olduğunda, ailedeki kanser öyküsünü de belirterek bir jinekolojik muayene talep etmelerini tavsiye ediyor.