SARS-Cov-2 Enfeksiyonunu Sonrasında Görülen Yorgunluk Prevalansı Yüksek

ESCMID Koronavirüs Hastalığı Konferansı'nda (23-25 ​​Eylül tarihleri ​​arasında çevrimiçi olarak düzenlenen ECCVID) sunulan araştırma, COVID-19'dan kurtulan hastaların yarısından fazlasında, enfeksiyonlarının ciddiyetine bakılmaksızın, kalıcı yorgunluğun meydana geldiğini gösteriyor.

Çalışma İrlanda, Dublin, Trinity College, St James's Hospital and Trinity Translational Medicine Institute de görev yapan Dr. Liam Townsend ve meslektaşları tarafından yapılmıştır. Küresel COVID-19 salgını dünya çapında büyümeye devam ederken, iyileşen ve enfeksiyon sonrası sorunlar yaşayan hastaların sayısı da artıyor. Dr. Townsend, "Yorgunluk, semptomatik COVID-19 enfeksiyonu ile başvuranlarda yaygın bir semptomdur. SARS-CoV-2 enfeksiyonunun mevcut özellikleri iyi karakterize edilmiş olsa da, enfeksiyonun orta ve uzun vadeli sonuçları keşfedilmemiş olarak kalmaktadır" diye açıklıyor.

Towsend, "Özellikle, SARS-CoV-2'nin, enfekte olanlar COVID-19'dan kurtulduktan sonra bile kalıcı yorgunluğa neden olma potansiyeline sahip olduğu endişesi artmıştır. Çalışmamızda, SARS-CoV-2 enfeksiyonundan iyileşen hastalarda yorgunluğun devam edip etmediğini araştırdık. Fiziksel iyileşmelerden sonra yorgunluk ve şiddetli yorgunluk ile çeşitli klinik parametreler arasında bir ilişki olup olmadığını görmek için çalışmamızı yaptık. Ayrıca, enfeksiyonun klinik çözülmesinin ötesinde hastalık belirteçlerinin kalıcılığını da inceledik " diyor.

Araştırmacılar, iyileşmiş hastalarda yorgunluğu belirlemek için Chalder Yorgunluk Skoru (CFQ-11) adı verilen ve yaygın olarak kullanılan bir ölçek kullandılar. Ayrıca, hastanın ilk enfeksiyonunun ciddiyetine (hastaneye yatma ihtiyacı ve kritik / yoğun bakım) ve ayrıca depresyon dâhil önceden var olan durumlarına da baktılar. Ayrıca çeşitli immün aktivasyon belirteçlerine (beyaz hücre sayıları, C-reaktif protein, Interluekin-6 ve sCD25) baktılar.

Çalışma, SARS-CoV-2 enfeksiyonundan klinik iyileşmeyi takiben medyan 10 hafta içinde arka arkaya alınan 128 katılımcıyı (ortalama yaş 50 yıl, % 54’ü kadın) içeriyordu. Bu noktada yarısından fazlası kalıcı yorgunluk bildirdi (% 52.3, 67/128). Araştırmacılar, St James Hastanesi'ndeki laboratuvarlarında COVID-19 pozitif sürüntü testi olan herkese ayakta tedavi randevusu verdiler. Bu hizmet, COVID-19 semptomları olduğunu düşünen personele de sunulduğundan, kabul edilen tüm hastaların yanı sıra herhangi bir hastane personelini (temizlik personeli, yemek tedarikçileri vb. dâhil) içeriyordu. Kabul edilmeyen gruptaki kişilerin çoğunluğu hafif bir hastalığa sahipti. Ancak St James Hastanesi'nde çalıştıkları için bir toplum test tesisinde değil, St James's Hastanesinde bir swab testi yaptırdılar.

Bu çalışmada değerlendirilen hastaların 71 / 128'i (% 55,5) hastaneye yatırıldı ve 57 / 128'i (% 44,5) hastaneye yatırılmadı. Dr. Townsend, "Yorgunluğun hastaneye yatıştan bağımsız olarak ortaya çıktığı ve her iki grubu da eşit şekilde etkilediği bulundu" diye açıklıyor. COVID-19'un şiddeti (yatarak tedavi ihtiyacı, ek oksijen veya yoğun bakım) ile COVID-19'u takiben yorgunluk arasında bir ilişki yoktu. Ek olarak, iltihaplanma ve hücre döngüsünün rutin laboratuvar belirteçleri (beyaz kan hücresi sayıları veya oranları, laktat dehidrojenaz, C-reaktif protein) veya pro-enflamatuar moleküller (IL-6 veya sCD25) ile COVID-19 sonrası yorgunluk arasında bir ilişki yoktu.

Kadın cinsiyeti ve önceden depresyon / anksiyete tanısı olanlar, yorgunluğu olanlarda fazla temsil edildi. Çalışmadaki hastaların yarısından biraz fazlasını (% 54) kadınlar temsil etmesine rağmen, kalıcı yorgunluğu olanların üçte ikisi (% 67) kadındı. Ayrıca yorgunluk yaşamayan 61 kişiden sadece 1'inde (% 1,6) anksiyete veya depresyon öyküsü varken, kalıcı yorgunluğu olanlarda bu oran% 13,4 (9/67) oldu.

Yazarlar, "Bulgularımız, COVID-19 hastalığının akut fazından sonra kişilerde önemli bir yorgunluk yükü olduğunu göstermektedir. Bu çalışma, başlangıçtaki hastalığın ciddiyetine bakılmaksızın, COVID-19'dan iyileşenlerin şiddetli yorgunluk belirtileri açısından değerlendirilmesinin önemini vurgulamaktadır. Ayrıca yorgunluk yönetimi için farmakolojik olmayan müdahalelerin kullanımını da destekler. Bu müdahalelerin hastaların bireysel ihtiyaçlarına göre uyarlanması gerekecektir. Bu müdahaleler, tolere edildiğinde yaşam tarzı değişikliği, bilişsel davranışçı terapi ve kendi kendine hız egzersizini içerebilir” diyor.

Haberin Linki: https://medicalxpress.com/

Diğer Haberleri Gör 2148 YENİ VAKA, 63 ÖLÜM
Diğer Haberleri Gör KKD İçin Yeniden Kullanılabilir Tekstil Ürünleri