30 Saniyede Özet
Herkes hıçkırır ama neredeyse hiç kimse ne zaman önemli olduğunu bilmez. Bu ses, göğüs ile karın arasındaki solunum kasının ani kasılmasıyla başlar. Çoğu atak birkaç dakika içinde kendiliğinden biter ve hiçbir anlam taşımaz. Asıl ayrım süredir: 48 saati aşan ataklara ısrarcı, bir ayı aşanlara ise inatçı denir. Bu uzun süren tablolar, arkasında bir sağlık sorunu olabileceği için değerlendirilmelidir.
Hıçkırık Nasıl Oluşur?
Diyafram, akciğerlerin altında yer alan büyük bir solunum kasıdır. Normalde düzenli bir ritimle çalışır. Bazen ani ve istemsiz bir kasılma yapar.
Bu kasılma havayı hızla içeri çeker. Hemen ardından ses telleri aniden kapanır. Duyduğunuz o karakteristik ses, bu kapanmanın sonucudur.
Süreç tamamen istem dışıdır. Durdurmak için kasları bilinçli olarak zorlayamazsınız. Bu yüzden olay bir hastalık değil, bir refleks bozukluğu olarak tanımlanır.
Ataklar genellikle düzenli bir ritimle gelir. Dakikada birkaç kez tekrarlar ve sonra kendiliğinden seyrekleşir. Bu ritmin değişmesi ya da uykuda bile sürmesi dikkat çekicidir. Kısa süren olaylarda böyle bir tablo beklenmez.
Kasılmayı yöneten sinirler oldukça uzundur. Beyin sapından çıkıp boyun ve göğüsten geçerek karına ulaşırlar. Bu uzun yol, ilerideki bölümlerde anlatacağımız nedenleri açıklar.
Refleksin ne işe yaradığı tam olarak bilinmiyor. Bebeklerde anne karnındayken bile görüldüğü biliniyor. Bir görüşe göre emme sırasında hava yutmayı azaltmaya yarıyor. Bu açıklama henüz kesinleşmiş bir bilgi değil.
Sıradan Hıçkırığın Tetikleyicileri
Kısa süren atakların arkasında genellikle günlük alışkanlıklar yatar. Bunları tanımak tekrarları azaltır.
- Hızlı yemek yemek ve büyük porsiyonlar.
- Gazlı içecekler ve alkol.
- Yemekle birlikte fazla hava yutmak.
- Ani sıcaklık değişimi, örneğin çok soğuk bir içecek.
- Heyecan, gerginlik ve stres.
- Sakız çiğnemek ya da sigara içmek.
Bu tetikleyicilerin ortak noktası mideyi genişletmeleri ya da sinirleri uyarmalarıdır. Genişleyen mide hemen üstündeki solunum kasını rahatsız eder.
Bazı kişilerde belirgin bir tetikleyici hiç bulunmaz. Ataklar rastgele gelir ve kısa sürede kaybolur. Bu da tamamen normaldir ve bir açıklama aramaya gerek yoktur. Sık tekrarlamadığı sürece önemsenmeyebilir.
Önlem tarafı sıkıcı ama etkilidir. Yavaş yemek, porsiyonu küçültmek ve yemek sırasında konuşmayı azaltmak çoğu kişide fark yaratır. Gazlı içecekleri sınırlamak da yardımcı olur.
Sıklıkla tekrarlayan ataklarınız varsa bir günlük tutun. Hangi yemekten ya da içecekten sonra ortaya çıktığını yazın. Birkaç hafta içinde tekrar eden bir örüntü görebilirsiniz. Kendi tetikleyicinizi bulmak en kalıcı çözümdür.
48 Saat Kuralı Neden Önemli?
Tıpta bu şikâyet süresine göre sınıflandırılır. Sınıflandırma pratik bir uyarı sistemi sunar.
48 saatten kısa süren ataklar akut kabul edilir ve neredeyse her zaman zararsızdır. İki günü aşanlara ısrarcı, bir aydan uzun sürenlere inatçı adı verilir.
Bu ayrımın anlamı şudur: uzayan tablo artık bir sinir tahrişinin ya da başka bir sorunun belirtisi olabilir. Yani asıl mesele sesin kendisi değil, arkasındaki nedendir.
Burada abartılı endişeye gerek yok. Kısa süren atakların büyük çoğunluğunda aşağıdaki nedenlerin hiçbiri bulunmaz. Süre kısaysa genellikle hiçbir inceleme gerekmez.
Uzayan tablonun kendisi de bir yük oluşturur. Kişi doğru dürüst uyuyamaz ve yemek yiyemez. Bu durum zamanla halsizlik ve kilo kaybına yol açabilir. Yani süre uzadıkça başvurmak iki açıdan gereklidir.
Uzun Süren Hıçkırığın Olası Nedenleri
Diyaframı kontrol eden sinirler boyundan göğse ve karına kadar uzanır. Bu yol boyunca herhangi bir noktadaki tahriş şikâyeti sürdürebilir.
Genel başlıklar şöyle sıralanır.
- Kulak, boğaz ve boyun bölgesindeki tahrişler.
- Reflü ve diğer sindirim sistemi sorunları.
- Göğüs ve karın boşluğunu ilgilendiren durumlar.
- Bazı ilaçlar; kortizon türevleri, kemoterapi ilaçları ve bazı sakinleştiriciler bu gruptadır.
- Kan değerlerindeki metabolik bozukluklar.
- İnme ve multipl skleroz gibi merkezi sinir sistemi hastalıkları.
Bu liste korkutmak için değil, hekimin neden ayrıntılı soru sorduğunu anlatmak için burada. Uzayan bir atakta doktor bu olasılıkları sırayla eler.
Ameliyat sonrası dönemde de bu şikâyet sık görülür. Genel anestezi ve solunum tüpü boğazı tahriş edebilir. Bu tip ataklar genellikle birkaç gün içinde geçer.
Uzayan olgularda hekim önce basit nedenleri araştırır. Reflü ve ilaç kaynaklı sebepler ilk sırada gelir. Gerekirse kan tahlili ve görüntüleme istenebilir. İnceleme sırası, kişinin diğer şikâyetlerine göre belirlenir.
Evde Denenen Yöntemler Gerçekten İşe Yarar mı?
Klasik yöntemlerin çoğu iki mantıktan birine dayanır. Ya kandaki karbondioksiti yükseltirler ya da vagus sinirini uyarırlar. Vagus, boyundan karına uzanan ve birçok organı düzenleyen bir sinirdir.
En bilinenleri şunlardır: nefesi tutmak, kâğıt torbaya solumak, küçük yudumlarla soğuk su içmek, bir kaşık toz şeker yutmak ve dizleri göğse çekerek oturmak.
Dürüst çerçeve şu: bu yöntemlerin hiçbirinin güçlü bilimsel kanıtı yok. Etkinlikleri büyük ölçüde kişisel deneyimlere dayanır. Yine de zararsız oldukları için denenebilirler.
Çoğu atak zaten kendiliğinden geçer. Bu yüzden hangi yöntemin işe yaradığını anlamak güçtür. Denediğiniz şey bittiği anda durursa bunu tesadüf olarak da okuyabilirsiniz. Beklemek de en az diğerleri kadar geçerli bir seçenektir.
Bir uyarı önemli. Kâğıt torbaya soluma yöntemini kalp ya da akciğer hastalığı olan kişiler denememelidir. Bu grupta oksijen dengesi hızla bozulabilir.
Ani korkutma yöntemi de yaygındır. Bilimsel dayanağı yoktur ve yaşlılarda ya da kalp hastalarında hoş olmayan sonuçlar doğurabilir. Denemek isteyenler daha nazik seçeneklere yönelmelidir.
İnatçı olgularda hekim ilaç tedavisi önerebilir. Bu ilaçlar reçeteyle verilir ve kendi başınıza kullanılmaz. Öncelik her zaman altta yatan nedeni bulmaktır. Neden ortadan kalkınca şikâyet de genellikle geriler.
Bebeklerde ve Çocuklarda Durum
Bebeklerde hıçkırık çok sıktır ve genellikle beslenmeyle ilişkilidir. Hızlı emme sırasında yutulan hava mideyi gerer.
Bebek rahatsız görünmüyorsa müdahaleye gerek yoktur. Beslenmeye kısa bir ara verip gaz çıkarmak çoğu zaman yeterli olur.
Emzirme ya da biberon sırasında pozisyonu biraz dikleştirmek de yardımcı olur. Biberon deliği çok genişse akış hızlanır ve hava yutma artar.
Sürekli tekrarlayan ve beslenmeyi engelleyen ataklarda çocuk hekimine danışın. Kusma, huzursuzluk ve kilo alamama eşlik ediyorsa değerlendirme daha da önemlidir.
Bebeklerde erişkinlere uygulanan yöntemleri denemeyin. Nefes tutturmak, korkutmak ya da su içirmek uygun değildir. Bebeği dik tutmak ve sırtını hafifçe okşamak yeterlidir. Çoğu atak kendiliğinden ve kısa sürede sona erer.
Ne Zaman Doktora Başvurmalı?
Aşağıdaki durumlarda beklemeyin ve randevu alın. Bunlar süreyi ya da eşlik eden belirtileri esas alır.
- Şikâyet 48 saatten uzun sürdüyse.
- Uyumanızı ya da yemek yemenizi engelliyorsa.
- Yanında kilo kaybı varsa.
- Yutma güçlüğü ya da boğazda takılma hissi eşlik ediyorsa.
- Göğüs ağrısı, kusma ya da nefes darlığı varsa.
- Vücutta güçsüzlük, konuşma bozukluğu ya da görme değişikliği ortaya çıktıysa.
Son maddedeki belirtiler acil değerlendirme gerektirir. Ani başlayan güçsüzlük ve konuşma bozukluğu için 112'yi arayın.
Doktora giderken kullandığınız ilaçların listesini yanınıza alın. Uzayan olgularda ilaç kaynaklı nedenler sık atlanır ve bu liste tanıyı hızlandırır.
Şikâyetin ne zaman başladığını ve gün içinde nasıl seyrettiğini de not edin. Uykuda devam edip etmediği hekim için ayırt edici bir bilgidir.
Son olarak bir hatırlatma yapmakta yarar var. Bu şikâyetin uzun sürmesi tek başına ciddi bir hastalık anlamına gelmez. Çoğu olguda basit ve tedavi edilebilir bir neden bulunur. Önemli olan, süreyi göz ardı etmeden doğru zamanda başvurmaktır.
Kaynaklar
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır ve bireysel tıbbi tavsiye yerine geçmez.
İlgili Yazılar
DoktorClub'da bu konuyla bağlantılı diğer içerikler: